21 Ağustos 2010 Cumartesi

KARANLIĞIN KUŞLARI…1…

Lanetleri yağdıran sen misin geceleri.

Senide mi kandırdılar karanlığın kuşları…

Yazık;

Çok seviyordum Ay ışığını ve seni.

Seni demi yordular Bahtımın yokuşları…


Ateşten dualar mı okudun gözlerime,

Kör olsak bir çift gülü solar gibi bil…

O dediğin ateşler yakmaz ki bizi,

Sen bizi boz bulanık sular gibi bil…


Ay ışığında kül döksem ırmaklara ben.

Yaprakları savursam sulara karşı,

Bizi;

Gurbetlere gelin salar gibi bil…


Sen dağ başlarını bilir misin ki;

Yıldızların asıldığı kandiller gibi yüce.

Süründürür gibi uzakta sanki,

Sen bizi Serdengeçtiler gibi,

Sen bizi ölümün kapısını çalar gibi bil…


Yetmez mi bunca yıldır ağarttın saçlarımı.

Senden gelen sitemi dönderi yorum sana…

Daha ne istiyorsun bilmedim ki vefasız,

Kan çanağı bir çift göz gönderiyorum sana…


08’aralık’2006

SAYILAR-1

Bir başka daha.

Bir daha, bir kötü, bir çirkin…

Bir sevda, bir sevgi,

Bir bölük kin…

Bir Allah, bir buse,

Bir ama bir lakin…

Bir merhaba, bir nasılsın

Bir oldu, bir bitti,

Bir bitkin…

Bir bağlama bir saz

Bir tel ve bir mızrap…

Bir dudak bir sevgi…

Bir ızdırap…

Bir dolu, bir kase,

Bir bakış, bin kezzap…

Bir güneş, bin yıldız,

Bir ışık…

Bir gönül, bir çırpınış,

Bir aşık…

Bir sevda ;bir güvercin,

Bir kanat…

Bir siyah ,beş beyaz,

Bin aklanmış saç…

Bir gönül, bir tutam,

Bir çağlar, bir haykırır,

Bir durur…

Bir sabah, bir köy evi,

Bir papatya, beş pencere.

Bir kadın, bir kahvaltı,

Bir rüya…

Aslında inanmak vardı,

Hayatın bütün yalanlarına!!!

18 Eylül 2009 Cuma

PERVANE BÖCEKLERİ


PERVANE BÖCEKLERİ…

Ölmeden önce;
Bir pervane böceği.
Düşmeden önce bir yaprak.
Titrer gibi,kalbin gibi,sen gibi…

Biz de o misal;yaprak gibiyiz.
Düşenler bekliyorlar;
Silkeliyorlar,
Gel diyorlar,”gelsen de olur,gel desen gibi”…

Biz de o misal;
Pervane böceği gibi;
Dönüp,dönüp düşüyoruz.
Bir “Gün”lük ömrümüz de;
Sabah doğup akşam ölünce,
Bakıyorum;yanımda bir hayal,
Yanımda ki sen;sen gibi…

Sabah doğduğun da;
Nasıl da küçücüktün.
Nasıl da süslenmiştin.
Öğlen de nasıl güzeldin.
Ölüme hazırlanırken;
Düğüne gider gibi…

Kanatların nasıl da İnci Beyazı oldu.
Nasılda anladın;
Benim de öleceğimi.
Nasılda öptün yanaklarımdan;
Beni terk eder gibi…

Bir yolu yok mu diye;
Ölüm erteler mi diye;
Biriktirdiklerimiz bir işe yarar mı diye;
Umutlandık.
Biriktirdiklerimiz bizi doyurur sandık.
Aşk gibi,hüzün gibi,keder gibi…

Bize ölümün muştusunu getirdiler;
Sevinelim diye…
Nasıl da haykırdın;
Sen yoksan;ben zaten….
Nasıl da tuttun elerimden,
Beraber ölelim diye…

San ki; Bir ölüm gizli,
Her ışığın yanın da…
San ki; Ayrılıklar var,
Her sevdanın sonun da…14.09.09.

11 Eylül 2009 Cuma

SENİN ŞU FALCILAR

SENİN ŞU FALCILAR…1

Senin şu falcılar,
Senin şu halin.
Çıkacak kısmet mi var?
Çıkar mı dersin.
Talihin en körü,
Zaten bendeymiş.
Kör talih bu bentleri,
Yıkar mı dersin.

Senin şu falcılar;
Kandırdı beni.
Bir sesin peşinden koşar gibiyim
Bir gözpınarın da yaşar gibiyim.

Dolambaçlı yolların sonun da;
Sen mi varsın ki;
Hıçkıra,hıçkıra yola çıkalım…
Ne zaman rast gitti;
Bendeki talih,
Kadere,kısmete,fala çıkalım…

DR.EDİP KAYMAK.09.09.09.MERSİN
BAYRAM.

Bayramda yalnızlık çektiniz mi hiç
Dostluğu,güveni katleden sükut…
Yinede beklersiniz gün boyu değil mi?
Gelen olur,bilen olur,bir umut…

Sizde sevgiydiniz ne oldu size
Size bayram yok mu?
Vermediler mi…
Gül vurduydu meskeniniz,haneniz.
Koklayan olmadı mı dermediler mi…

Söylemiştim bülbülün vefasızlığını.
Aldırmadı deli gönül neyleyim…
Her şeye…Her şeye gülüyorum da,
Bayramlara, ağlıyorum.Böyleyim…

Dr.Edip Kaymak