18 Mart 2012 Pazar

FÜSUNKAR

FÜSUNKAR…


Ben bir Fırtına Kuşuyum.
Ben çulsuz, çaputsuz,
Kör-Aşık gibi.
Sen; Fırtınalarda solmuş ca sına…
İçimi titretir, sevdaya benzer.
Bir çıkmaz sokakta yolmuşçasına…

Sesini duyunca feleğim şaşar.
Ölsek de gam değil, mutluluk bu ya…
Yorgun kalbimize bir yükte senden,
Ölürsek yazımız yazılmış suya…

Ölüm ve sen yan yana yakışmazsınız.
Sen Zümrüt’ü Anka,
Ölüm çok erken…
Sevmek zamanıdır bu mevsim şimdi.
Ben sevmeye devam Sense giderken…

Beni uğurlama git.
Geriye dönüş yok, geriye bakma.
Şu giden yılların gölgesi misin…

…Ve Sivas Tren-garajın dayım.
Buğulu vagon camında bir yazı:
…Sen Deli misin…

Ben Deliyim ,Ben Divaneyim,
Ben zamansız bozulmuş Bağlarım…
“İşte böyle imiş habersiz sevmek,
Gizliden düşermiş ateş gönlüne..”

Benim Trenlerime el sallama,
Beni uğurlama ağlarım…

12 MART 08’Mersin

PAPATYA YAPRAKLARI

PAPATYA YAPRAKLARI…

Papatya yapraklarından;
Hiçbir şey olmaz.
Farzet ki kopardın,
Farzet ki saydın…
Yaprakmı kalırdı,
Falmı kalırdı;
Beni adam gibi,sevmiş olsaydın…

Ne yaprak,ne falcı,
Ne de papatya.
Hiçbiri gönlüme yol göstermiyor.
Ben seni sevmiştim,
Bir deli gibi.
Keşke…
…keşke sen bunu bilmiş olsaydın…


İşte Yusuf benim,
Nerde Züleyha?
İşte ben Şirin im.
Aşığım sana.
Mecnun kim olur ki,
Var mıdır Leyla…
Keşke…
…keşke şu dağları delmiş olsaydın…

Bütün terkedenler;
Hayaller de geri dönerler birgün.
Bir daracık sokaktayım.
Bir pervazın gölgesindeyim.
…keşke
Keşke birgün;
Kucağında hayallerle gelmiş olsaydın…

MEYHANENİN KAPISINA

MEYHANENİN KAPISINA…


Sana hasreti anlatamam ki;
Herhalde,
“Keder” gibi bir şey…

İçmek;
Ne seni kavuşturur,
Ne kandırır gönülleri.
“seni seviyorum”
Der gibi bir şey…


Zara .
Edip kaymak…

KIRK TAS SU

KIRK…

Yalnız bir kadına sorsan,
Bir çift göze;
Kırk yıl köleyim der…

Kırk yıldır yanıbaşındakinin
Kırk günahı senin desen;
Bırakın ,
Yalnız öleyim der…

Yolu yolsuza düşene,
Kırk tas su döksen;
Şu yüzümdeki muşta yarası
Senin için diyebilsen.
Nerden bileyim der…

KUŞBAZ

KUŞBAZ…

Ben Bahtı kara bir kuşbazım
Maraş Damlarında kuş uçurturum
Kuşlarımdan biri dönmese,ölürüm
Beni felaketler basar…

Merdin’ liler,paçalılar,kumrular
Hepsi benim sevgilim
Gelip bulamasalar beni;
Hepsi Maraş’ın bulutlarına
Kendini asar…

Kimi dişilerin kanatlarını keserim
Yadları bulup ta getirsin diye…
Kiminin ayağına halhal,
Kimine nazarlık takarım
Kem gözleri Maraş tan götürsün diye

Bir ayağına hasret bağlarım
Bir ayağına da Ahtı mı…
Uçururum Maraş ın Damına doğru
Sevinsinler ’’gelende mi’’ olurmuş
Sevinsinler görünce kara bahtımı…

Ben Bahtı kara bir Kuşbazım.
Benim halimden,
Bir onlar anlar…
Benimde kanatlarım vardı,
Bende bir Sevda kardım;
Bir zamanlar…

11.Mart 08
EDİP KAYMAK

KUŞLAR

KUŞLAR…

Beni;
Kanatlarına kar düşmüş,
Sığırcıklar üzdü.
Kedilerden kaçamayan,
Serçe yavrularının kanatları,
Ben olaydım.
Kanadı kırılan Leylek yavrularının;
Yalnızlığı benim olsun.
Eşini kaybeden Angutların;
Yüreği bende.
…velhasıl;
Bütün hüzünlü şarkılar,
Dağların, sisli yamaçları
Sığırtmaçların azığında ki yalnızlık,
Kuşların gözyaşları;
Beni anlatır.

Ardıçlar;
Ardıç kuşlarını bekler.
İncir Kuşlarını incirler…
Yolları;
Kırlangıçların kalbi bulur.
Üveyiklerin gözlerin de;
Yüreğim de ki; zincirler…
Güvercinlerin;
Neyini söyleyeyim?
Kumrular zaten malum;
Biliyorsunuz…
Bağrıkaraların;
Bağırlarına kazınmış,
Alın yazıları.
Kızkuşları;
Zarif, alımlı.yol gözler.
Düşünün bir kere;
Yol gözleye, gözleye;
Ölüyorsunuz…
Turnalar zaten;
Hamal Kuşları.
Aşk getirir, muştu götürürler.
Bülbül’ü boş ver;
Mecnun gibi yalancıdır…
Hepsi gelir gider.
Hepsi yolcudur bu Alem’de.
Vefa tek Karga dadır.
Bir tek Kara Karga hancıdır…

Ebabiller Tanrıyla konuşurlar.
Baykuş; gecelerin Adamı.
Akbabalar;
“ Cehennem Zebanisi” gibi.
Aşk’tan başka ne varsa temizler.
Bu iş sadece onun harcıdır…



Akbabaların gözleri yaşarmaz.
Gözyaşı;
Kadirbilmezlerin,
Gönül borcudur…

Gözlerini bağlamıştım Karabatakların;
Sevda ikliminde kör olsun diye.
Onlar aşktan anlamazlar,
Garip; aşk yükünü taşıyamaz.
Onlar benim gibi;
Kimsesizler burcudur…

08-09.MERSİN….

HAYAT

HAYAT -

Bitirince başlar sessizliği.
Muamma değil yaşamak…

Birkaç kanat,karga sesi
Birkaç soluk beddua,
Gak…Gak…Gak…

Bir yaylım ateşi ateşböceklerinden
Ateş ateş,ateş gibi…

Hayat işte böyle
Bir bardak çay,bir yudum su
…ve gün ışığı

Putperestlerin göz yaşları
…uzun gecelerde.
Çarkıfelekten,
Hafif meşreplerden ve,
Sulu gözlü sevdalılardan,
Birer yürek umut…

Birer yürek umut…

İşte hayat;
Yürekleri yetmeyenlere.

MEKTUP

MEKTUP

‘’Gurbet bir başkadır, mahzundur hüzün
Benim akşamlarıma pus düşer.
…ve düşlerime bir kabus.’’

Ben işte bölük, pörçük.
Öyle, bildiğin gibi.
Yüreğimde fırtına kuşları,
Bitmemiş türküler dilimde…
Bir sonbahar akşamında geleceğim,
Günün birinde…
Ceplerimde sarı yapraklar dolu.
Bir bıçak, üstünde bir çift söz;
Eğileceğim önünde…

Bir mızrabın, içimi ısıttığını bilir misin
Sımsıcak ılık, ılık…
Bir uzun havanın,
karlı dağlarda üşüttüğünü.
Soğuğu ayrılık…
Sözü ayrılık.

…ve pus düşer akşamlarıma dedim ya…
Bir yerlerde papatyalar
Gül bir yerlerde sulanır
Çiçeğin çirkini koklanmaz!
Söyledim ya…

Kimsesiz sazlıklardaki bir hazan gibi.
Bir segah şarkısın akşamlarında gurbetin…
Seni hatırlamakta zor geliyor,
Bil ki;seni unutmakta çetin…

Ben işte böyle;
Gülüm, güzelim,göz bebeğim…
Dağ kuşlarının gözyaşlarında,
Çifte sulanmış bir yüreğim.

Dr Edip Kaymak.

HAYAL KERVANSARAYI...

HAYAL KERVANSARAYI…1.
Bir kervansarayım var;
Ortasında Bozkırın…
Bütün umutlar benden.
Sevince sınır yok burada.
Bedava hayal kurun…
Bir Harman yerine topladım;
Zamanları yığınla.
Dağıtın zamanları,
Zamanları savurun…
Savurun bir Tığ gibi,
Bir Çeç gibi; ölümü.
Zembereği boşalmış,hayatları durdurun…
Hiç açılmamış kalpleri;
Siz de açmayın.
Sevmeden boşa geçmiş,
Bütün ömürleri vurun…
Ben;
Kervansarayım da düşler saklarım.
Atların sırtında ki;
Hayaller benim…
Kaçar gibiyim;
“Aşık ıslatan” yağmurlardan.
Terk eder gibiyim Gökkuşağını.
Yakılan, yıkılan hayallerdenim…

Sonra baktım ki;
Bu Kervansaray da her şey var.
Bu kadar üzülmeye değmez.
Nemrut’ta kalmış burada Mevlana da.
…velhasıl yine ne varsa sevgide…
Tabii ki ben ; dua ya kalkan;
Ellerdenim…


Yıllardır bu Handa bekler dururum.
Her gelen bir selam getirmiştir;
Birilerinden, benim gönlüme.
Benim gönlümden akan ırmakların;
Mecra sı yok…
Bütün sevdalar bana yakın.
Sevgilerin hepsi baş tacım.
Ayrısı, gayrı’ sı, yakını,
Ücrası yok…
Kervan sarayımın;
Duvarı yok, parmaklığı yok,
Dehlizi yok, hücresi yok…
Kandiller, fitiller çok mu uzakta?
Şu gönlü yakacak, bir ateş varsa;
O yolcu gelecekse;
Bu Hancı bekler.
Gönlümün acelesi yok…


Savaşçıların kılıçları;
Bu oda da dinlenir.
Bir oda da sükun bulur;
Ruhları Delilerin…
Bir oda da hıçkırıkları;
Nankör sevgililerin…

Şu karşı oda,
Gönül hırsızlarının.
Aşk dilencilerini ; İçeri almam.
Duaları bile yalan;
Nankör dilencilerin…

Görmeyenlerin odalarına;
İkişer mum yakın dedim.
Maksat gönülleri hoş olsun,
Adet yerini bulsun…
El yordamıyla yürüyenler biziz.
Halden bilmeyenlerin;
Gözü kör olsun…
Çok uzaklar da bir yer de;
Çok eski bir zaman da...
Uykuya dalmışsınız san ki;
Uzakta bir Kervansaray da…

Önce ben başlayayım.
Benimle tanışın önce…
Çün ki;
Benimle işiniz zor.
Çün ki; Ben sevince…

Ben Harami başıyım,
Yol kesen im ,Haydut’um.
Hançerimi;
Gözyaşlarına saplarım…
Ben sevda dilenirim,
Gönül haracı toplarım…

Acı hikayeler biriktiririm.
Gözyaşlarından şaraplar;
Benim sarnıçlarım da…
Ben sevdaları saklarım.
Aklaşan saçlarım da…

VEYSEL

VEYSEL…


Demet ,demet gül yolladım gurbete,
Güller bilmez imiş ne bileyim ben…
“Veysel” öldü diye az mı ağladım,
Toprak ölmez imiş ne bileyim ben…


Edip Kaymak…

USULCA

USULCA...

Dr. Edip KAYMAK

Usulca tutunsan,
bir kenarına, hayatın.
Yaksan bir sigaranın ucundan
Usulca...

Açsan; rakımızı, usulca.
Usulca sokulsan sevgiliye;
Ürkek bir ceylana yaklaşır gibi.

Aralasan perdeyi usulca;
Ürkütmeden; penceredeki serçeyi.
Usulca bir şarkı mırıldansan,
elinle göğsümü aralar gibi...

...ve alıp eline tamburu,
bir Saba taksimi geçsen
usulca.
Kalbimi Tamburda paralar gibi...

Usulca çalsaydın kapımı,
Kimseler duymasın diye.
Usulcadan sevdalansaydın;
kalbin usul, usul yansaydı...
Dumanımız,
usulca çıksaydı bacamızdan.
Ben sabrederdim sevdiceğim,
bu gönül sensizliğe dayansaydı...


Yağmur usulcadan yağsaydı,
usulca açsan radyonun sesini.
...ve çarpan yüreğime,
elini bastırsan usulca...

Usulca öpsen yaşlı gözlerimden,
giden bir trenin kalkışı gibi...
Yanan ateşi usuldan üflesen,
aşkının yüreğimi yakışı gibi...
Usulca sıksan ellerimi,
çaresiz ayrılığın bitişi gibi...

...Ve bir ateş yaksan usulca,
bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...

Usulca binip kayığımıza,
gecenin bir vakti,
balığa çıksak...
Ömür usulca bitiyor nasılsa.
Nasılsa her şey ağır aksak...

Usulca çek kürekleri.
''Aheste çekme''
Herkes öyle der ya sevdiceğim.
Biz başka türlü paylaşalım,
her şeyi.


Usulca çek oltaları ki;
balıkların ağzı yırtılmasın.
Bize ne dediklerini duyarım usulca.
Usulca acısını paylaşalım,
karnını yardığımız balıkların...
Usulca çıkar mendilini artık.
''Hüzün mevsimi''yaklaşıyor usulca.
Mendili gözüme bağla usulca;
ayrılıkların...
Bilseydim dönüşte ayrılık var.
Gemileri yakardım usulca.
...ve usuldan anlıyorum,
ayrılık vaktini.
ölüm gibi.
Hançeri usuldan sapla.
Öyle birden denmez ki;
''Bu iş buraya kadar.''
Usulcadan kederlenelim.
Daha katılacağımız toy,
Ağlayacağımız yas var...
Daha Tanrı Dağına gidecektik,
usulca.



Atatürk Parkı var,
Dağ evimiz var,Fas var...
Bırak;
hiç değilse ölümümüz ,
usulca olsun.
Sevinenler usulca yaklaşsın,
ayakucumuza.
Yine de usulca ağlasın,
sahtekarlar.
Yine de elimi tu,.
ilk gün ki gibi usulca ...

Yüzüme bakma ağlarsın.
Beni kimselere bırakma,
utanırım.
Biliyorum beni sen yıkarsın,
usulca.

...Ve bir ateş yaksan usulca.
Bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...

bozkırda SİVAS

BOZKIRDA SİVAS


Bir sevda türküsüdür.bozkırda Sivas
Toprak bir başka kokar Sivas’a doğru…

Hepimiz kimleri bırakmadık ki;
Hasret bir başka yakar Sivas’a doğru…

Kızılırmağı bağladım ben bu gözlere,
Arada bir akar.Sivas’ doğru…

19 mart 86
Sivas gecesi

4 Ocak 2012 Çarşamba

şimdi ZARA da olmak vardı

ZARA…

Benim buğday yüzlü hayalim.
Deli Poyrazım, Çakırdikenim,
Kekiğim, Kevenim…
Toz bulutum, Kavurgam,
İlk göz ağrım.
Ben senin uzaktaki öksüz çoçuğun,
Ben seni bil cümle sevenim…

Karlı bir kış günü;
Şimdi Zara’da olmak vardı.
Ağılkapı’sında, Kızılırmak kıyısında;
Kar ne güzel yağar,
Bilmezsin…

Zemheri en çok Zara’ya yakışır.
Eğer ruhun Zaralıysa üşümezsin…

Bir bahar gecesinde,
Bir Nisan gecesinde,
Poşalar dan yukarı yürü.
Seni bütün bülbüller,
Öterek karşılar.

Bir gece İtöldüren şarabı alıp,
Bülbül dinlemeye gideceksin…
Zara’da yaşamadıysan,
Bu hüzünlü bülbül göçünü,
Nerden bileceksin…

Cümbüş en güzel Zara’da çalar.
Turnalar bilerek Zara’dan geçer.
İç geçirip,geçirip toprağı koklayınca,
İnan ki; ömrün uzar.

Hasret böyle bir şey,
Başka türlü anlatamazsın…
Boş koymazlar geç gelenleri;
Akşamları erkenden yatamazsın…

Bir Güvey hamamında,
Sabahın köründe;
Bir cümbüş hengamesi,
Bir KAREYSAR oyunu.
…göbek taşında,
Bir çilingir sofrası…

Karlı bir kış günü,
Bir Güvey hamamında,
Zara’da olmak vardı…
Şu gurbette ölenlere şaşarım.
Ne edip,ne edip,
Zara’da ölmek vardı…


Zara’yı özlemek, yar’i özlemek.
Zara ağır basar desem inan ki…
Şimdi Kösedağ’da bir öksüz pınar,
Ağlıyor, çağırıyor,
…biliyor sanki…

O eski konaklar, hepsi bir ibret.
Var olup, yok olan hayatlar varmış…
Yüreğimin bir köşesi yanıyor gördükçe.
Bence hepsinin adı Hüzün Konakları…

Hiç değilse bayramlarda gelseniz,
Gelseniz de görseniz beyler,
Ağlayan iç çeken,
Sizin konakları…


Sanki Hancı Yusuf çağırır seni;
“yeğenim atını buraya bağla…”
Sana serdengeçtileri anlatayım,
Bir çaputa sarıp,
Ziyarete astıkları umutlarını.
…bu günde içip, içip;
Bunlara ağla…

Her gece Zara’da ayrı bir mevsim,
Çakırkeyf, bozbulanık,
Hüzün de buna…
Keben’den Zara’ya bakıp ta ağla.
Zara’da kar, Zara’da kış,
Güzün de buna…
Bağ yok ki bozulsun, memleketimde.
Çatır ayazların yurdu gibidir…
Ne zaman başımı çevirsem O’na;
Ömrümün törpüsü, kurdu gibidir…

Beni eski mezarlıklara gömün.
Ölenlerin çoğu benim gibidir.
Kimin yanı, kimin üstü,
Yabancılık çekmem,
İnan fark etmez…

Zara sanki küser geç gelenlere,
Terk edenlere.
Bir garipler bir ölüler terk etmez