VEYSEL…
Demet ,demet gül yolladım gurbete,
Güller bilmez imiş ne bileyim ben…
“Veysel” öldü diye az mı ağladım,
Toprak ölmez imiş ne bileyim ben…
Edip Kaymak…
18 Mart 2012 Pazar
USULCA
USULCA...
Dr. Edip KAYMAK
Usulca tutunsan,
bir kenarına, hayatın.
Yaksan bir sigaranın ucundan
Usulca...
Açsan; rakımızı, usulca.
Usulca sokulsan sevgiliye;
Ürkek bir ceylana yaklaşır gibi.
Aralasan perdeyi usulca;
Ürkütmeden; penceredeki serçeyi.
Usulca bir şarkı mırıldansan,
elinle göğsümü aralar gibi...
...ve alıp eline tamburu,
bir Saba taksimi geçsen
usulca.
Kalbimi Tamburda paralar gibi...
Usulca çalsaydın kapımı,
Kimseler duymasın diye.
Usulcadan sevdalansaydın;
kalbin usul, usul yansaydı...
Dumanımız,
usulca çıksaydı bacamızdan.
Ben sabrederdim sevdiceğim,
bu gönül sensizliğe dayansaydı...
Yağmur usulcadan yağsaydı,
usulca açsan radyonun sesini.
...ve çarpan yüreğime,
elini bastırsan usulca...
Usulca öpsen yaşlı gözlerimden,
giden bir trenin kalkışı gibi...
Yanan ateşi usuldan üflesen,
aşkının yüreğimi yakışı gibi...
Usulca sıksan ellerimi,
çaresiz ayrılığın bitişi gibi...
...Ve bir ateş yaksan usulca,
bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Usulca binip kayığımıza,
gecenin bir vakti,
balığa çıksak...
Ömür usulca bitiyor nasılsa.
Nasılsa her şey ağır aksak...
Usulca çek kürekleri.
''Aheste çekme''
Herkes öyle der ya sevdiceğim.
Biz başka türlü paylaşalım,
her şeyi.
Usulca çek oltaları ki;
balıkların ağzı yırtılmasın.
Bize ne dediklerini duyarım usulca.
Usulca acısını paylaşalım,
karnını yardığımız balıkların...
Usulca çıkar mendilini artık.
''Hüzün mevsimi''yaklaşıyor usulca.
Mendili gözüme bağla usulca;
ayrılıkların...
Bilseydim dönüşte ayrılık var.
Gemileri yakardım usulca.
...ve usuldan anlıyorum,
ayrılık vaktini.
ölüm gibi.
Hançeri usuldan sapla.
Öyle birden denmez ki;
''Bu iş buraya kadar.''
Usulcadan kederlenelim.
Daha katılacağımız toy,
Ağlayacağımız yas var...
Daha Tanrı Dağına gidecektik,
usulca.
Atatürk Parkı var,
Dağ evimiz var,Fas var...
Bırak;
hiç değilse ölümümüz ,
usulca olsun.
Sevinenler usulca yaklaşsın,
ayakucumuza.
Yine de usulca ağlasın,
sahtekarlar.
Yine de elimi tu,.
ilk gün ki gibi usulca ...
Yüzüme bakma ağlarsın.
Beni kimselere bırakma,
utanırım.
Biliyorum beni sen yıkarsın,
usulca.
...Ve bir ateş yaksan usulca.
Bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Dr. Edip KAYMAK
Usulca tutunsan,
bir kenarına, hayatın.
Yaksan bir sigaranın ucundan
Usulca...
Açsan; rakımızı, usulca.
Usulca sokulsan sevgiliye;
Ürkek bir ceylana yaklaşır gibi.
Aralasan perdeyi usulca;
Ürkütmeden; penceredeki serçeyi.
Usulca bir şarkı mırıldansan,
elinle göğsümü aralar gibi...
...ve alıp eline tamburu,
bir Saba taksimi geçsen
usulca.
Kalbimi Tamburda paralar gibi...
Usulca çalsaydın kapımı,
Kimseler duymasın diye.
Usulcadan sevdalansaydın;
kalbin usul, usul yansaydı...
Dumanımız,
usulca çıksaydı bacamızdan.
Ben sabrederdim sevdiceğim,
bu gönül sensizliğe dayansaydı...
Yağmur usulcadan yağsaydı,
usulca açsan radyonun sesini.
...ve çarpan yüreğime,
elini bastırsan usulca...
Usulca öpsen yaşlı gözlerimden,
giden bir trenin kalkışı gibi...
Yanan ateşi usuldan üflesen,
aşkının yüreğimi yakışı gibi...
Usulca sıksan ellerimi,
çaresiz ayrılığın bitişi gibi...
...Ve bir ateş yaksan usulca,
bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Usulca binip kayığımıza,
gecenin bir vakti,
balığa çıksak...
Ömür usulca bitiyor nasılsa.
Nasılsa her şey ağır aksak...
Usulca çek kürekleri.
''Aheste çekme''
Herkes öyle der ya sevdiceğim.
Biz başka türlü paylaşalım,
her şeyi.
Usulca çek oltaları ki;
balıkların ağzı yırtılmasın.
Bize ne dediklerini duyarım usulca.
Usulca acısını paylaşalım,
karnını yardığımız balıkların...
Usulca çıkar mendilini artık.
''Hüzün mevsimi''yaklaşıyor usulca.
Mendili gözüme bağla usulca;
ayrılıkların...
Bilseydim dönüşte ayrılık var.
Gemileri yakardım usulca.
...ve usuldan anlıyorum,
ayrılık vaktini.
ölüm gibi.
Hançeri usuldan sapla.
Öyle birden denmez ki;
''Bu iş buraya kadar.''
Usulcadan kederlenelim.
Daha katılacağımız toy,
Ağlayacağımız yas var...
Daha Tanrı Dağına gidecektik,
usulca.
Atatürk Parkı var,
Dağ evimiz var,Fas var...
Bırak;
hiç değilse ölümümüz ,
usulca olsun.
Sevinenler usulca yaklaşsın,
ayakucumuza.
Yine de usulca ağlasın,
sahtekarlar.
Yine de elimi tu,.
ilk gün ki gibi usulca ...
Yüzüme bakma ağlarsın.
Beni kimselere bırakma,
utanırım.
Biliyorum beni sen yıkarsın,
usulca.
...Ve bir ateş yaksan usulca.
Bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
bozkırda SİVAS
BOZKIRDA SİVAS
Bir sevda türküsüdür.bozkırda Sivas
Toprak bir başka kokar Sivas’a doğru…
Hepimiz kimleri bırakmadık ki;
Hasret bir başka yakar Sivas’a doğru…
Kızılırmağı bağladım ben bu gözlere,
Arada bir akar.Sivas’ doğru…
19 mart 86
Sivas gecesi
Bir sevda türküsüdür.bozkırda Sivas
Toprak bir başka kokar Sivas’a doğru…
Hepimiz kimleri bırakmadık ki;
Hasret bir başka yakar Sivas’a doğru…
Kızılırmağı bağladım ben bu gözlere,
Arada bir akar.Sivas’ doğru…
19 mart 86
Sivas gecesi
4 Ocak 2012 Çarşamba
şimdi ZARA da olmak vardı
ZARA…
Benim buğday yüzlü hayalim.
Deli Poyrazım, Çakırdikenim,
Kekiğim, Kevenim…
Toz bulutum, Kavurgam,
İlk göz ağrım.
Ben senin uzaktaki öksüz çoçuğun,
Ben seni bil cümle sevenim…
Karlı bir kış günü;
Şimdi Zara’da olmak vardı.
Ağılkapı’sında, Kızılırmak kıyısında;
Kar ne güzel yağar,
Bilmezsin…
Zemheri en çok Zara’ya yakışır.
Eğer ruhun Zaralıysa üşümezsin…
Bir bahar gecesinde,
Bir Nisan gecesinde,
Poşalar dan yukarı yürü.
Seni bütün bülbüller,
Öterek karşılar.
Bir gece İtöldüren şarabı alıp,
Bülbül dinlemeye gideceksin…
Zara’da yaşamadıysan,
Bu hüzünlü bülbül göçünü,
Nerden bileceksin…
Cümbüş en güzel Zara’da çalar.
Turnalar bilerek Zara’dan geçer.
İç geçirip,geçirip toprağı koklayınca,
İnan ki; ömrün uzar.
Hasret böyle bir şey,
Başka türlü anlatamazsın…
Boş koymazlar geç gelenleri;
Akşamları erkenden yatamazsın…
Bir Güvey hamamında,
Sabahın köründe;
Bir cümbüş hengamesi,
Bir KAREYSAR oyunu.
…göbek taşında,
Bir çilingir sofrası…
Karlı bir kış günü,
Bir Güvey hamamında,
Zara’da olmak vardı…
Şu gurbette ölenlere şaşarım.
Ne edip,ne edip,
Zara’da ölmek vardı…
Zara’yı özlemek, yar’i özlemek.
Zara ağır basar desem inan ki…
Şimdi Kösedağ’da bir öksüz pınar,
Ağlıyor, çağırıyor,
…biliyor sanki…
O eski konaklar, hepsi bir ibret.
Var olup, yok olan hayatlar varmış…
Yüreğimin bir köşesi yanıyor gördükçe.
Bence hepsinin adı Hüzün Konakları…
Hiç değilse bayramlarda gelseniz,
Gelseniz de görseniz beyler,
Ağlayan iç çeken,
Sizin konakları…
Sanki Hancı Yusuf çağırır seni;
“yeğenim atını buraya bağla…”
Sana serdengeçtileri anlatayım,
Bir çaputa sarıp,
Ziyarete astıkları umutlarını.
…bu günde içip, içip;
Bunlara ağla…
Her gece Zara’da ayrı bir mevsim,
Çakırkeyf, bozbulanık,
Hüzün de buna…
Keben’den Zara’ya bakıp ta ağla.
Zara’da kar, Zara’da kış,
Güzün de buna…
Bağ yok ki bozulsun, memleketimde.
Çatır ayazların yurdu gibidir…
Ne zaman başımı çevirsem O’na;
Ömrümün törpüsü, kurdu gibidir…
Beni eski mezarlıklara gömün.
Ölenlerin çoğu benim gibidir.
Kimin yanı, kimin üstü,
Yabancılık çekmem,
İnan fark etmez…
Zara sanki küser geç gelenlere,
Terk edenlere.
Bir garipler bir ölüler terk etmez
Benim buğday yüzlü hayalim.
Deli Poyrazım, Çakırdikenim,
Kekiğim, Kevenim…
Toz bulutum, Kavurgam,
İlk göz ağrım.
Ben senin uzaktaki öksüz çoçuğun,
Ben seni bil cümle sevenim…
Karlı bir kış günü;
Şimdi Zara’da olmak vardı.
Ağılkapı’sında, Kızılırmak kıyısında;
Kar ne güzel yağar,
Bilmezsin…
Zemheri en çok Zara’ya yakışır.
Eğer ruhun Zaralıysa üşümezsin…
Bir bahar gecesinde,
Bir Nisan gecesinde,
Poşalar dan yukarı yürü.
Seni bütün bülbüller,
Öterek karşılar.
Bir gece İtöldüren şarabı alıp,
Bülbül dinlemeye gideceksin…
Zara’da yaşamadıysan,
Bu hüzünlü bülbül göçünü,
Nerden bileceksin…
Cümbüş en güzel Zara’da çalar.
Turnalar bilerek Zara’dan geçer.
İç geçirip,geçirip toprağı koklayınca,
İnan ki; ömrün uzar.
Hasret böyle bir şey,
Başka türlü anlatamazsın…
Boş koymazlar geç gelenleri;
Akşamları erkenden yatamazsın…
Bir Güvey hamamında,
Sabahın köründe;
Bir cümbüş hengamesi,
Bir KAREYSAR oyunu.
…göbek taşında,
Bir çilingir sofrası…
Karlı bir kış günü,
Bir Güvey hamamında,
Zara’da olmak vardı…
Şu gurbette ölenlere şaşarım.
Ne edip,ne edip,
Zara’da ölmek vardı…
Zara’yı özlemek, yar’i özlemek.
Zara ağır basar desem inan ki…
Şimdi Kösedağ’da bir öksüz pınar,
Ağlıyor, çağırıyor,
…biliyor sanki…
O eski konaklar, hepsi bir ibret.
Var olup, yok olan hayatlar varmış…
Yüreğimin bir köşesi yanıyor gördükçe.
Bence hepsinin adı Hüzün Konakları…
Hiç değilse bayramlarda gelseniz,
Gelseniz de görseniz beyler,
Ağlayan iç çeken,
Sizin konakları…
Sanki Hancı Yusuf çağırır seni;
“yeğenim atını buraya bağla…”
Sana serdengeçtileri anlatayım,
Bir çaputa sarıp,
Ziyarete astıkları umutlarını.
…bu günde içip, içip;
Bunlara ağla…
Her gece Zara’da ayrı bir mevsim,
Çakırkeyf, bozbulanık,
Hüzün de buna…
Keben’den Zara’ya bakıp ta ağla.
Zara’da kar, Zara’da kış,
Güzün de buna…
Bağ yok ki bozulsun, memleketimde.
Çatır ayazların yurdu gibidir…
Ne zaman başımı çevirsem O’na;
Ömrümün törpüsü, kurdu gibidir…
Beni eski mezarlıklara gömün.
Ölenlerin çoğu benim gibidir.
Kimin yanı, kimin üstü,
Yabancılık çekmem,
İnan fark etmez…
Zara sanki küser geç gelenlere,
Terk edenlere.
Bir garipler bir ölüler terk etmez
28 Temmuz 2011 Perşembe
KİMSESİZLER MEZARLIĞI
KİMSESİZLER MEZARLIĞI…
Kimsesizler mevsimi geldi.
Gözü aydın olsun;
Karanlıkların…
Sokaklar bile ürkerken,
Kimsesizlikten.
Sevinsin putperestler,
Gözü aydın olsun;
Ayrılıkların…
…heyhat ölüm vaktidir şimdi.
Yeniden yeşerme şansı yok;
Kuru yaprakların…
…o zaman;
Yağmurlu bir havada,
Bir avuç kuru yaprak topla,
…ve
Kimsesizler Mezarlığına git.
En kenardaki, en uzak mezarın,
Bir kenarına yavaşça dokun.
Elindekileri usulca bırak;
…sevinsin…
Bir kenarına yavaşça dokun ölümün.
Ellerin çamur olsa da;
Korkma, irkilme.
…sen de kimsesizsin…
Yine yağmurlu bir havada,
Bir otobüs durağında;
Paltonun ucundan,
Bir çocuk çekiştiriyorsa;
Bil ki;
Kimsesizdir.
Kimin,kimsen olmazsa; zor.
Telafisi yok, sıcak yatakların.
Öbür tarafta da bu böyle.
Peygamberin şefaatinden yoksun san;
Pilin bitti…
Her kimsesize bir Adem.
Her Adem’e bir Havva gerek.
Ama incir yaprağını dökmüşse;
Bilemem.
Şeytana uydun gitti…
Ben bu mezarlığın bekçisiyim…
Ben tozlu yolların Turab’ı,
Ben gönüllerin en harabı.
…Ve ;
Kırık, dökük sevdaların emanetçisiyim…
Dokuz tane mezarım var;
Topu-topu…
Evlenmedik ya,
Çoluk çocuk olmadı ya.
Her mezar bir çocuğum;
Hepsi birer nur topu…
Başlarında birer tahta,
Tahtalarda isim yok…
…ben kırık-dökük sevdaların emanetçisiyim.
Başka işim yok…
Şu yarım-yamalak çalan radyodan,
Hepsine istek yaparım.
Yağmur çiseliyorsa sıra 7 de,
Karanlık çökünce 5 de.
2 keman taksimini sever,
Ney sarhoş eder 8 i…
Mezardan ağlama sesleri gelir geceleri;
Kalbinde yeni basılmış bir ayak izi…
Acıdan başka bir şey sokmam içeri.
Kimsesizler Mezarlığında;
Şen-şakrak şeyler çalınmaz…
Burada Öküzgözü de bulunur.
Hüzün de var, Derdalan da.
Burada bir tek;
…vefa bulunmaz…
Sahipsiz son mezarda yatan,
İlk ve son sevgilim…
Ben bilirim;
Oradaki her şeyin yarısı benim…
Beni terk ederkenki kibri yok.
Sonraları gördüğüm, o gözler;
Onun değil.
Tek ortak yanımız paylaştığımız acı…
Tek ortak şarkımız Arabacı…
Olmadı;
O ölümü seçti sonunda.
Bense bu mezarlıkta bekçiyim.
Bense zordayım…
…velhasıl;
Yalnızlık beni de boğdu.
Onun için buradayım…
Başucuna dikilmiş;
Üzerinde 1 yazan tahtaya;
Öksüz bir çocuğun başını okşar gibi,
Yavaşça dokun.
Binicisini bekleyen ;
Soylu bir kısrak gibidir.
…sevindir…
Yan gözle 4 e de bak.
7 de 6 da senindir…
Açlıktan yutkunan da senin;
Çöpten doyan da senindir…
Ne okuyacağını bilmiyorsan;
Kimseden dua dilenip götürme.
Size;
Yağmurda ıslanmış,
Yüreğimi getirdim de;
…yeter…
Bir tek yüzünde gülümsemeler olmasın.
Sadece mutluluğun adını bile etme;
…o da yeter…
Ah-Vah edene kızarlar.
Ağıt yakanlara kızarlar;
Ölüp gidene…
3 e 5 e bakma;
Onlar öylesine mutlu.
Alışmasınlar gelene, gidene…
Gelip gidenlerin;
Gözyaşlarını biriktiririm.
Acının şarabını yaparım.
Cehennemden ateş alırım biraz;
Dokuz İmbikten geçiririm…
…ve biraz hasret katarım;
Gülsuyu tadında.
…ve güllere içiririm…
Güzelim;
Ölüm denen bu meret,
Başka türlü içilmez…
Buralıyız nasılsa ölene kadar.
Turnalar göçer, Ebabiller göçer.
…velhasıl;
Herkes her-yerden göçer de;
…buradan göçülmez…
Bizim işimiz bu;
Eski toplarız, hüzün desteleriz…
Ayrılığı Saba’dan alırız,
Hafifmeşrepliği Hüseyni’den;
…Hüzzam besteleriz…
Kimsesizlik bir madalya gibi;
Başucunda.
Başucundaki tahta direk;
Mermerin en güzelinden heybetli…
Bütün akıllılar;
Mermerle uğraşsın,
Sen tahtadan direk.
…deli…
İkinci mezar;
Öylesine bir hikaye.
Hangi gönül fırtınasında kaybolmuş ?
Hangi şekilde boğulmuş?.
Bilen yok.
Kendine de bir faydası yoktu.
Size ne verebilirdi ki?
Acısı ancak kendine yeter…
En güzelini yaptın kimsesizim;
Ölmekle.
Böyle hayatı yaşamayacaksın;
Zaten ölmekten beter…
…al sana İntihar...
“deniz sessiz ve sakin,
Bir adım atmak yeter…
Bir nefes, bir kabarcık;
Ömür biter…”
Kendinizi ; kimsesiz hissettiğiniz de;
Benim mezarlığıma gelin,
Beklerim…
Anlattığım hikayeler,
Canınızı sıksa da,
Ürperseniz de, gelmeseniz de;
Yine beklerim…
Aşık olduğunuz da gelin.
İhanete uğradığınız da,
Terk edildiğiniz de;
Yine beklerim…
Bu iş bizim işimiz;
Gam çekeriz,
Keder sararız,
Hüzün desteleriz…
Bir puslu hava,
Bir Davudi ses.
…ve Kimsesizler mezarlığında;
İnleyen bir Ney.
Kimsesizlik besteleriz…
Nihavent e acıyı veren biziz.
Biziz;
Gurbetten kimseyi beklemeyen.
Selam verecek kimsemiz yoksa;
Mutlu olan biz…
Öldüğümüz de kefen bulamazlarsa;
En mutlusu yine biz…
…al sana yutkunup da;
Ağlayamadığın bir sevda.
Al sana kimsesizlik makamında;
Bir hıçkırık…
Bütün mezarlarım Serdengeçti,
Bütün mermerlerin;
Kalbi kırık…
20 0cak’06 Mersin.
Kimsesizler mevsimi geldi.
Gözü aydın olsun;
Karanlıkların…
Sokaklar bile ürkerken,
Kimsesizlikten.
Sevinsin putperestler,
Gözü aydın olsun;
Ayrılıkların…
…heyhat ölüm vaktidir şimdi.
Yeniden yeşerme şansı yok;
Kuru yaprakların…
…o zaman;
Yağmurlu bir havada,
Bir avuç kuru yaprak topla,
…ve
Kimsesizler Mezarlığına git.
En kenardaki, en uzak mezarın,
Bir kenarına yavaşça dokun.
Elindekileri usulca bırak;
…sevinsin…
Bir kenarına yavaşça dokun ölümün.
Ellerin çamur olsa da;
Korkma, irkilme.
…sen de kimsesizsin…
Yine yağmurlu bir havada,
Bir otobüs durağında;
Paltonun ucundan,
Bir çocuk çekiştiriyorsa;
Bil ki;
Kimsesizdir.
Kimin,kimsen olmazsa; zor.
Telafisi yok, sıcak yatakların.
Öbür tarafta da bu böyle.
Peygamberin şefaatinden yoksun san;
Pilin bitti…
Her kimsesize bir Adem.
Her Adem’e bir Havva gerek.
Ama incir yaprağını dökmüşse;
Bilemem.
Şeytana uydun gitti…
Ben bu mezarlığın bekçisiyim…
Ben tozlu yolların Turab’ı,
Ben gönüllerin en harabı.
…Ve ;
Kırık, dökük sevdaların emanetçisiyim…
Dokuz tane mezarım var;
Topu-topu…
Evlenmedik ya,
Çoluk çocuk olmadı ya.
Her mezar bir çocuğum;
Hepsi birer nur topu…
Başlarında birer tahta,
Tahtalarda isim yok…
…ben kırık-dökük sevdaların emanetçisiyim.
Başka işim yok…
Şu yarım-yamalak çalan radyodan,
Hepsine istek yaparım.
Yağmur çiseliyorsa sıra 7 de,
Karanlık çökünce 5 de.
2 keman taksimini sever,
Ney sarhoş eder 8 i…
Mezardan ağlama sesleri gelir geceleri;
Kalbinde yeni basılmış bir ayak izi…
Acıdan başka bir şey sokmam içeri.
Kimsesizler Mezarlığında;
Şen-şakrak şeyler çalınmaz…
Burada Öküzgözü de bulunur.
Hüzün de var, Derdalan da.
Burada bir tek;
…vefa bulunmaz…
Sahipsiz son mezarda yatan,
İlk ve son sevgilim…
Ben bilirim;
Oradaki her şeyin yarısı benim…
Beni terk ederkenki kibri yok.
Sonraları gördüğüm, o gözler;
Onun değil.
Tek ortak yanımız paylaştığımız acı…
Tek ortak şarkımız Arabacı…
Olmadı;
O ölümü seçti sonunda.
Bense bu mezarlıkta bekçiyim.
Bense zordayım…
…velhasıl;
Yalnızlık beni de boğdu.
Onun için buradayım…
Başucuna dikilmiş;
Üzerinde 1 yazan tahtaya;
Öksüz bir çocuğun başını okşar gibi,
Yavaşça dokun.
Binicisini bekleyen ;
Soylu bir kısrak gibidir.
…sevindir…
Yan gözle 4 e de bak.
7 de 6 da senindir…
Açlıktan yutkunan da senin;
Çöpten doyan da senindir…
Ne okuyacağını bilmiyorsan;
Kimseden dua dilenip götürme.
Size;
Yağmurda ıslanmış,
Yüreğimi getirdim de;
…yeter…
Bir tek yüzünde gülümsemeler olmasın.
Sadece mutluluğun adını bile etme;
…o da yeter…
Ah-Vah edene kızarlar.
Ağıt yakanlara kızarlar;
Ölüp gidene…
3 e 5 e bakma;
Onlar öylesine mutlu.
Alışmasınlar gelene, gidene…
Gelip gidenlerin;
Gözyaşlarını biriktiririm.
Acının şarabını yaparım.
Cehennemden ateş alırım biraz;
Dokuz İmbikten geçiririm…
…ve biraz hasret katarım;
Gülsuyu tadında.
…ve güllere içiririm…
Güzelim;
Ölüm denen bu meret,
Başka türlü içilmez…
Buralıyız nasılsa ölene kadar.
Turnalar göçer, Ebabiller göçer.
…velhasıl;
Herkes her-yerden göçer de;
…buradan göçülmez…
Bizim işimiz bu;
Eski toplarız, hüzün desteleriz…
Ayrılığı Saba’dan alırız,
Hafifmeşrepliği Hüseyni’den;
…Hüzzam besteleriz…
Kimsesizlik bir madalya gibi;
Başucunda.
Başucundaki tahta direk;
Mermerin en güzelinden heybetli…
Bütün akıllılar;
Mermerle uğraşsın,
Sen tahtadan direk.
…deli…
İkinci mezar;
Öylesine bir hikaye.
Hangi gönül fırtınasında kaybolmuş ?
Hangi şekilde boğulmuş?.
Bilen yok.
Kendine de bir faydası yoktu.
Size ne verebilirdi ki?
Acısı ancak kendine yeter…
En güzelini yaptın kimsesizim;
Ölmekle.
Böyle hayatı yaşamayacaksın;
Zaten ölmekten beter…
…al sana İntihar...
“deniz sessiz ve sakin,
Bir adım atmak yeter…
Bir nefes, bir kabarcık;
Ömür biter…”
Kendinizi ; kimsesiz hissettiğiniz de;
Benim mezarlığıma gelin,
Beklerim…
Anlattığım hikayeler,
Canınızı sıksa da,
Ürperseniz de, gelmeseniz de;
Yine beklerim…
Aşık olduğunuz da gelin.
İhanete uğradığınız da,
Terk edildiğiniz de;
Yine beklerim…
Bu iş bizim işimiz;
Gam çekeriz,
Keder sararız,
Hüzün desteleriz…
Bir puslu hava,
Bir Davudi ses.
…ve Kimsesizler mezarlığında;
İnleyen bir Ney.
Kimsesizlik besteleriz…
Nihavent e acıyı veren biziz.
Biziz;
Gurbetten kimseyi beklemeyen.
Selam verecek kimsemiz yoksa;
Mutlu olan biz…
Öldüğümüz de kefen bulamazlarsa;
En mutlusu yine biz…
…al sana yutkunup da;
Ağlayamadığın bir sevda.
Al sana kimsesizlik makamında;
Bir hıçkırık…
Bütün mezarlarım Serdengeçti,
Bütün mermerlerin;
Kalbi kırık…
20 0cak’06 Mersin.
26 Mayıs 2011 Perşembe
HANİ..
HANİ…
Hani;
Biz bu lanet olası şarapları;
İçine aşk katıp,
Beraber içecektik…
Hani;
Bu uğursuz şişenin yerinde,
Omuzun olacaktı.
Hani;
salya-sümük ağlayıp,
…sonra sevişecektik…
‘…
Hüzün, böyle basar mıymış?
Yazısı sökülmüş şarap;
Böyle ağlatır mıymış adamı…’
Al sana da;
Ayrılıktan bir yudum.
Anla ne halde olduğumu.
Boğazında hıçkırıklar biriksin,
Haydi bakalım vefasız;
Yut yutabilirsen…
Aşk;böyle bir şey.
Adını bilmediğin şarap.
Tadını bilmediğin ihanet.
…adını ayrılık koy gecelerin;
Yat yatabilirsen…
İçin yansın canım,
Şarap ve aşktan.
Her ihanette, kalbin parçalansın.
Ay gökyüzünde yükselirken;
Artık durmaz,
Gider yüreğin.
Giden hayalleri canım tut.
…tut tutabilirsen…
Bu sevda seni de yorar.
Seni de ağlatır bu hatıralar.
Acıyan.kavrulan bütün hayaller;
Kalbimizin her köşesinde canım.
İstersen sök at;
…at atabilirsen…25.05.11.
Hani;
Biz bu lanet olası şarapları;
İçine aşk katıp,
Beraber içecektik…
Hani;
Bu uğursuz şişenin yerinde,
Omuzun olacaktı.
Hani;
salya-sümük ağlayıp,
…sonra sevişecektik…
‘…
Hüzün, böyle basar mıymış?
Yazısı sökülmüş şarap;
Böyle ağlatır mıymış adamı…’
Al sana da;
Ayrılıktan bir yudum.
Anla ne halde olduğumu.
Boğazında hıçkırıklar biriksin,
Haydi bakalım vefasız;
Yut yutabilirsen…
Aşk;böyle bir şey.
Adını bilmediğin şarap.
Tadını bilmediğin ihanet.
…adını ayrılık koy gecelerin;
Yat yatabilirsen…
İçin yansın canım,
Şarap ve aşktan.
Her ihanette, kalbin parçalansın.
Ay gökyüzünde yükselirken;
Artık durmaz,
Gider yüreğin.
Giden hayalleri canım tut.
…tut tutabilirsen…
Bu sevda seni de yorar.
Seni de ağlatır bu hatıralar.
Acıyan.kavrulan bütün hayaller;
Kalbimizin her köşesinde canım.
İstersen sök at;
…at atabilirsen…25.05.11.
3 Ocak 2011 Pazartesi
ASLINDA AVNİYLE...
ASLINDA…1.
Bir gece yarısı;
Kör bir ata binip gitmek var.
Bir rüzgarın ıslığına takılıp,
Uçmak gibi…
Aslın da;
Zil-zurna sarhoş olmak var.
Körkütük olana kadar;
İçmek gibi…
Aslın da;
Çulun dört pöçüğünü,
Suya vermek var.
Benden sonra Tufan derler ya.
Hangi korkular seni bağlayacak…
El-alem ne derse desin.
Bundan sonra arkandan,
Kim ağlayacak…
Şu trenler geç kalksın istiyorum.
Sağanak yağmurlar,
Körpe çiçeklere.
Yıldırımlar;
Körlerin değneklerine düşsün…
Ölüm bile üzülsün; vakitsizliklere.
Bülbüller;
Ölüm vakti ötüşsün…
Aslın da;
Bütün hayallerin belini kıracaksın.
Kemanların en ince tellerini de.
Beni de bunlar delirtiyor Avniciğim.
Bunlar uçuruyor Hindi-kuş Dağlarına.
Aslın da;
Öten horozun sesinin,
Resmini yapabilseydim Avni.
Belki; ikimiz de mutluluğu yakalayacaktık…
İki deli kol kola;
Yeni yürüyen çocuklar gibi.
Hayatı yalpalayacaktık…
Ne gereği varmış rüyaların.
Ne çok ta biriktirmişiz hasretleri.
Ben şimdi Çetinkaya’ da;
Bir posta trenindeyim.
Her yer karla kaplı,
İncecik bir dere,
Pırıl, pırıl bir su.
…ve ben çok susuzum…
İnsan posta treninin bile;
Dumanını özlermiş…
İnsan her şey güzelken bile;
En kötünün yolunu gözlermiş…
Aslın da;
Bu eski şarkıları dinlemeyeceksin.
Gökyüzünü bile hayal etmeyeceksin.
Yeniden bakacaksın…
Eskinin neyi varsa;
Bir çuvala doldurup,
Kör kuyularda yakacaksın…
Eskiden çember çevirmişiz de;
Ne olmuş yani.
Ne varmış şu eski bayramlarda,
Eski hediyelerde…
Neymiş bu eski dostlar hikayesi ?
Demek ki eskimişler, bitmişler.
Eski hikayeler de…
Aslında;
Bu gurbeti ne çok biriktirmişiz.
Eski paltoları boşa saklarmışız Avni.
Aslında öldürmek varmış,
Bütün hayalleri…
Sonra götürüp;
Ejder Tepesine gömmek varmış.
El ele;
İki Deli…
15 nisan’10.Mersin…
Bir gece yarısı;
Kör bir ata binip gitmek var.
Bir rüzgarın ıslığına takılıp,
Uçmak gibi…
Aslın da;
Zil-zurna sarhoş olmak var.
Körkütük olana kadar;
İçmek gibi…
Aslın da;
Çulun dört pöçüğünü,
Suya vermek var.
Benden sonra Tufan derler ya.
Hangi korkular seni bağlayacak…
El-alem ne derse desin.
Bundan sonra arkandan,
Kim ağlayacak…
Şu trenler geç kalksın istiyorum.
Sağanak yağmurlar,
Körpe çiçeklere.
Yıldırımlar;
Körlerin değneklerine düşsün…
Ölüm bile üzülsün; vakitsizliklere.
Bülbüller;
Ölüm vakti ötüşsün…
Aslın da;
Bütün hayallerin belini kıracaksın.
Kemanların en ince tellerini de.
Beni de bunlar delirtiyor Avniciğim.
Bunlar uçuruyor Hindi-kuş Dağlarına.
Aslın da;
Öten horozun sesinin,
Resmini yapabilseydim Avni.
Belki; ikimiz de mutluluğu yakalayacaktık…
İki deli kol kola;
Yeni yürüyen çocuklar gibi.
Hayatı yalpalayacaktık…
Ne gereği varmış rüyaların.
Ne çok ta biriktirmişiz hasretleri.
Ben şimdi Çetinkaya’ da;
Bir posta trenindeyim.
Her yer karla kaplı,
İncecik bir dere,
Pırıl, pırıl bir su.
…ve ben çok susuzum…
İnsan posta treninin bile;
Dumanını özlermiş…
İnsan her şey güzelken bile;
En kötünün yolunu gözlermiş…
Aslın da;
Bu eski şarkıları dinlemeyeceksin.
Gökyüzünü bile hayal etmeyeceksin.
Yeniden bakacaksın…
Eskinin neyi varsa;
Bir çuvala doldurup,
Kör kuyularda yakacaksın…
Eskiden çember çevirmişiz de;
Ne olmuş yani.
Ne varmış şu eski bayramlarda,
Eski hediyelerde…
Neymiş bu eski dostlar hikayesi ?
Demek ki eskimişler, bitmişler.
Eski hikayeler de…
Aslında;
Bu gurbeti ne çok biriktirmişiz.
Eski paltoları boşa saklarmışız Avni.
Aslında öldürmek varmış,
Bütün hayalleri…
Sonra götürüp;
Ejder Tepesine gömmek varmış.
El ele;
İki Deli…
15 nisan’10.Mersin…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
