HAYAT -
Bitirince başlar sessizliği.
Muamma değil yaşamak…
Birkaç kanat,karga sesi
Birkaç soluk beddua,
Gak…Gak…Gak…
Bir yaylım ateşi ateşböceklerinden
Ateş ateş,ateş gibi…
Hayat işte böyle
Bir bardak çay,bir yudum su
…ve gün ışığı
Putperestlerin göz yaşları
…uzun gecelerde.
Çarkıfelekten,
Hafif meşreplerden ve,
Sulu gözlü sevdalılardan,
Birer yürek umut…
Birer yürek umut…
İşte hayat;
Yürekleri yetmeyenlere.
18 Mart 2012 Pazar
MEKTUP
MEKTUP
‘’Gurbet bir başkadır, mahzundur hüzün
Benim akşamlarıma pus düşer.
…ve düşlerime bir kabus.’’
Ben işte bölük, pörçük.
Öyle, bildiğin gibi.
Yüreğimde fırtına kuşları,
Bitmemiş türküler dilimde…
Bir sonbahar akşamında geleceğim,
Günün birinde…
Ceplerimde sarı yapraklar dolu.
Bir bıçak, üstünde bir çift söz;
Eğileceğim önünde…
Bir mızrabın, içimi ısıttığını bilir misin
Sımsıcak ılık, ılık…
Bir uzun havanın,
karlı dağlarda üşüttüğünü.
Soğuğu ayrılık…
Sözü ayrılık.
…ve pus düşer akşamlarıma dedim ya…
Bir yerlerde papatyalar
Gül bir yerlerde sulanır
Çiçeğin çirkini koklanmaz!
Söyledim ya…
Kimsesiz sazlıklardaki bir hazan gibi.
Bir segah şarkısın akşamlarında gurbetin…
Seni hatırlamakta zor geliyor,
Bil ki;seni unutmakta çetin…
Ben işte böyle;
Gülüm, güzelim,göz bebeğim…
Dağ kuşlarının gözyaşlarında,
Çifte sulanmış bir yüreğim.
Dr Edip Kaymak.
‘’Gurbet bir başkadır, mahzundur hüzün
Benim akşamlarıma pus düşer.
…ve düşlerime bir kabus.’’
Ben işte bölük, pörçük.
Öyle, bildiğin gibi.
Yüreğimde fırtına kuşları,
Bitmemiş türküler dilimde…
Bir sonbahar akşamında geleceğim,
Günün birinde…
Ceplerimde sarı yapraklar dolu.
Bir bıçak, üstünde bir çift söz;
Eğileceğim önünde…
Bir mızrabın, içimi ısıttığını bilir misin
Sımsıcak ılık, ılık…
Bir uzun havanın,
karlı dağlarda üşüttüğünü.
Soğuğu ayrılık…
Sözü ayrılık.
…ve pus düşer akşamlarıma dedim ya…
Bir yerlerde papatyalar
Gül bir yerlerde sulanır
Çiçeğin çirkini koklanmaz!
Söyledim ya…
Kimsesiz sazlıklardaki bir hazan gibi.
Bir segah şarkısın akşamlarında gurbetin…
Seni hatırlamakta zor geliyor,
Bil ki;seni unutmakta çetin…
Ben işte böyle;
Gülüm, güzelim,göz bebeğim…
Dağ kuşlarının gözyaşlarında,
Çifte sulanmış bir yüreğim.
Dr Edip Kaymak.
HAYAL KERVANSARAYI...
HAYAL KERVANSARAYI…1.
Bir kervansarayım var;
Ortasında Bozkırın…
Bütün umutlar benden.
Sevince sınır yok burada.
Bedava hayal kurun…
Bir Harman yerine topladım;
Zamanları yığınla.
Dağıtın zamanları,
Zamanları savurun…
Savurun bir Tığ gibi,
Bir Çeç gibi; ölümü.
Zembereği boşalmış,hayatları durdurun…
Hiç açılmamış kalpleri;
Siz de açmayın.
Sevmeden boşa geçmiş,
Bütün ömürleri vurun…
Ben;
Kervansarayım da düşler saklarım.
Atların sırtında ki;
Hayaller benim…
Kaçar gibiyim;
“Aşık ıslatan” yağmurlardan.
Terk eder gibiyim Gökkuşağını.
Yakılan, yıkılan hayallerdenim…
Sonra baktım ki;
Bu Kervansaray da her şey var.
Bu kadar üzülmeye değmez.
Nemrut’ta kalmış burada Mevlana da.
…velhasıl yine ne varsa sevgide…
Tabii ki ben ; dua ya kalkan;
Ellerdenim…
Yıllardır bu Handa bekler dururum.
Her gelen bir selam getirmiştir;
Birilerinden, benim gönlüme.
Benim gönlümden akan ırmakların;
Mecra sı yok…
Bütün sevdalar bana yakın.
Sevgilerin hepsi baş tacım.
Ayrısı, gayrı’ sı, yakını,
Ücrası yok…
Kervan sarayımın;
Duvarı yok, parmaklığı yok,
Dehlizi yok, hücresi yok…
Kandiller, fitiller çok mu uzakta?
Şu gönlü yakacak, bir ateş varsa;
O yolcu gelecekse;
Bu Hancı bekler.
Gönlümün acelesi yok…
Savaşçıların kılıçları;
Bu oda da dinlenir.
Bir oda da sükun bulur;
Ruhları Delilerin…
Bir oda da hıçkırıkları;
Nankör sevgililerin…
Şu karşı oda,
Gönül hırsızlarının.
Aşk dilencilerini ; İçeri almam.
Duaları bile yalan;
Nankör dilencilerin…
Görmeyenlerin odalarına;
İkişer mum yakın dedim.
Maksat gönülleri hoş olsun,
Adet yerini bulsun…
El yordamıyla yürüyenler biziz.
Halden bilmeyenlerin;
Gözü kör olsun…
Çok uzaklar da bir yer de;
Çok eski bir zaman da...
Uykuya dalmışsınız san ki;
Uzakta bir Kervansaray da…
Önce ben başlayayım.
Benimle tanışın önce…
Çün ki;
Benimle işiniz zor.
Çün ki; Ben sevince…
Ben Harami başıyım,
Yol kesen im ,Haydut’um.
Hançerimi;
Gözyaşlarına saplarım…
Ben sevda dilenirim,
Gönül haracı toplarım…
Acı hikayeler biriktiririm.
Gözyaşlarından şaraplar;
Benim sarnıçlarım da…
Ben sevdaları saklarım.
Aklaşan saçlarım da…
Bir kervansarayım var;
Ortasında Bozkırın…
Bütün umutlar benden.
Sevince sınır yok burada.
Bedava hayal kurun…
Bir Harman yerine topladım;
Zamanları yığınla.
Dağıtın zamanları,
Zamanları savurun…
Savurun bir Tığ gibi,
Bir Çeç gibi; ölümü.
Zembereği boşalmış,hayatları durdurun…
Hiç açılmamış kalpleri;
Siz de açmayın.
Sevmeden boşa geçmiş,
Bütün ömürleri vurun…
Ben;
Kervansarayım da düşler saklarım.
Atların sırtında ki;
Hayaller benim…
Kaçar gibiyim;
“Aşık ıslatan” yağmurlardan.
Terk eder gibiyim Gökkuşağını.
Yakılan, yıkılan hayallerdenim…
Sonra baktım ki;
Bu Kervansaray da her şey var.
Bu kadar üzülmeye değmez.
Nemrut’ta kalmış burada Mevlana da.
…velhasıl yine ne varsa sevgide…
Tabii ki ben ; dua ya kalkan;
Ellerdenim…
Yıllardır bu Handa bekler dururum.
Her gelen bir selam getirmiştir;
Birilerinden, benim gönlüme.
Benim gönlümden akan ırmakların;
Mecra sı yok…
Bütün sevdalar bana yakın.
Sevgilerin hepsi baş tacım.
Ayrısı, gayrı’ sı, yakını,
Ücrası yok…
Kervan sarayımın;
Duvarı yok, parmaklığı yok,
Dehlizi yok, hücresi yok…
Kandiller, fitiller çok mu uzakta?
Şu gönlü yakacak, bir ateş varsa;
O yolcu gelecekse;
Bu Hancı bekler.
Gönlümün acelesi yok…
Savaşçıların kılıçları;
Bu oda da dinlenir.
Bir oda da sükun bulur;
Ruhları Delilerin…
Bir oda da hıçkırıkları;
Nankör sevgililerin…
Şu karşı oda,
Gönül hırsızlarının.
Aşk dilencilerini ; İçeri almam.
Duaları bile yalan;
Nankör dilencilerin…
Görmeyenlerin odalarına;
İkişer mum yakın dedim.
Maksat gönülleri hoş olsun,
Adet yerini bulsun…
El yordamıyla yürüyenler biziz.
Halden bilmeyenlerin;
Gözü kör olsun…
Çok uzaklar da bir yer de;
Çok eski bir zaman da...
Uykuya dalmışsınız san ki;
Uzakta bir Kervansaray da…
Önce ben başlayayım.
Benimle tanışın önce…
Çün ki;
Benimle işiniz zor.
Çün ki; Ben sevince…
Ben Harami başıyım,
Yol kesen im ,Haydut’um.
Hançerimi;
Gözyaşlarına saplarım…
Ben sevda dilenirim,
Gönül haracı toplarım…
Acı hikayeler biriktiririm.
Gözyaşlarından şaraplar;
Benim sarnıçlarım da…
Ben sevdaları saklarım.
Aklaşan saçlarım da…
VEYSEL
VEYSEL…
Demet ,demet gül yolladım gurbete,
Güller bilmez imiş ne bileyim ben…
“Veysel” öldü diye az mı ağladım,
Toprak ölmez imiş ne bileyim ben…
Edip Kaymak…
Demet ,demet gül yolladım gurbete,
Güller bilmez imiş ne bileyim ben…
“Veysel” öldü diye az mı ağladım,
Toprak ölmez imiş ne bileyim ben…
Edip Kaymak…
USULCA
USULCA...
Dr. Edip KAYMAK
Usulca tutunsan,
bir kenarına, hayatın.
Yaksan bir sigaranın ucundan
Usulca...
Açsan; rakımızı, usulca.
Usulca sokulsan sevgiliye;
Ürkek bir ceylana yaklaşır gibi.
Aralasan perdeyi usulca;
Ürkütmeden; penceredeki serçeyi.
Usulca bir şarkı mırıldansan,
elinle göğsümü aralar gibi...
...ve alıp eline tamburu,
bir Saba taksimi geçsen
usulca.
Kalbimi Tamburda paralar gibi...
Usulca çalsaydın kapımı,
Kimseler duymasın diye.
Usulcadan sevdalansaydın;
kalbin usul, usul yansaydı...
Dumanımız,
usulca çıksaydı bacamızdan.
Ben sabrederdim sevdiceğim,
bu gönül sensizliğe dayansaydı...
Yağmur usulcadan yağsaydı,
usulca açsan radyonun sesini.
...ve çarpan yüreğime,
elini bastırsan usulca...
Usulca öpsen yaşlı gözlerimden,
giden bir trenin kalkışı gibi...
Yanan ateşi usuldan üflesen,
aşkının yüreğimi yakışı gibi...
Usulca sıksan ellerimi,
çaresiz ayrılığın bitişi gibi...
...Ve bir ateş yaksan usulca,
bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Usulca binip kayığımıza,
gecenin bir vakti,
balığa çıksak...
Ömür usulca bitiyor nasılsa.
Nasılsa her şey ağır aksak...
Usulca çek kürekleri.
''Aheste çekme''
Herkes öyle der ya sevdiceğim.
Biz başka türlü paylaşalım,
her şeyi.
Usulca çek oltaları ki;
balıkların ağzı yırtılmasın.
Bize ne dediklerini duyarım usulca.
Usulca acısını paylaşalım,
karnını yardığımız balıkların...
Usulca çıkar mendilini artık.
''Hüzün mevsimi''yaklaşıyor usulca.
Mendili gözüme bağla usulca;
ayrılıkların...
Bilseydim dönüşte ayrılık var.
Gemileri yakardım usulca.
...ve usuldan anlıyorum,
ayrılık vaktini.
ölüm gibi.
Hançeri usuldan sapla.
Öyle birden denmez ki;
''Bu iş buraya kadar.''
Usulcadan kederlenelim.
Daha katılacağımız toy,
Ağlayacağımız yas var...
Daha Tanrı Dağına gidecektik,
usulca.
Atatürk Parkı var,
Dağ evimiz var,Fas var...
Bırak;
hiç değilse ölümümüz ,
usulca olsun.
Sevinenler usulca yaklaşsın,
ayakucumuza.
Yine de usulca ağlasın,
sahtekarlar.
Yine de elimi tu,.
ilk gün ki gibi usulca ...
Yüzüme bakma ağlarsın.
Beni kimselere bırakma,
utanırım.
Biliyorum beni sen yıkarsın,
usulca.
...Ve bir ateş yaksan usulca.
Bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Dr. Edip KAYMAK
Usulca tutunsan,
bir kenarına, hayatın.
Yaksan bir sigaranın ucundan
Usulca...
Açsan; rakımızı, usulca.
Usulca sokulsan sevgiliye;
Ürkek bir ceylana yaklaşır gibi.
Aralasan perdeyi usulca;
Ürkütmeden; penceredeki serçeyi.
Usulca bir şarkı mırıldansan,
elinle göğsümü aralar gibi...
...ve alıp eline tamburu,
bir Saba taksimi geçsen
usulca.
Kalbimi Tamburda paralar gibi...
Usulca çalsaydın kapımı,
Kimseler duymasın diye.
Usulcadan sevdalansaydın;
kalbin usul, usul yansaydı...
Dumanımız,
usulca çıksaydı bacamızdan.
Ben sabrederdim sevdiceğim,
bu gönül sensizliğe dayansaydı...
Yağmur usulcadan yağsaydı,
usulca açsan radyonun sesini.
...ve çarpan yüreğime,
elini bastırsan usulca...
Usulca öpsen yaşlı gözlerimden,
giden bir trenin kalkışı gibi...
Yanan ateşi usuldan üflesen,
aşkının yüreğimi yakışı gibi...
Usulca sıksan ellerimi,
çaresiz ayrılığın bitişi gibi...
...Ve bir ateş yaksan usulca,
bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
Usulca binip kayığımıza,
gecenin bir vakti,
balığa çıksak...
Ömür usulca bitiyor nasılsa.
Nasılsa her şey ağır aksak...
Usulca çek kürekleri.
''Aheste çekme''
Herkes öyle der ya sevdiceğim.
Biz başka türlü paylaşalım,
her şeyi.
Usulca çek oltaları ki;
balıkların ağzı yırtılmasın.
Bize ne dediklerini duyarım usulca.
Usulca acısını paylaşalım,
karnını yardığımız balıkların...
Usulca çıkar mendilini artık.
''Hüzün mevsimi''yaklaşıyor usulca.
Mendili gözüme bağla usulca;
ayrılıkların...
Bilseydim dönüşte ayrılık var.
Gemileri yakardım usulca.
...ve usuldan anlıyorum,
ayrılık vaktini.
ölüm gibi.
Hançeri usuldan sapla.
Öyle birden denmez ki;
''Bu iş buraya kadar.''
Usulcadan kederlenelim.
Daha katılacağımız toy,
Ağlayacağımız yas var...
Daha Tanrı Dağına gidecektik,
usulca.
Atatürk Parkı var,
Dağ evimiz var,Fas var...
Bırak;
hiç değilse ölümümüz ,
usulca olsun.
Sevinenler usulca yaklaşsın,
ayakucumuza.
Yine de usulca ağlasın,
sahtekarlar.
Yine de elimi tu,.
ilk gün ki gibi usulca ...
Yüzüme bakma ağlarsın.
Beni kimselere bırakma,
utanırım.
Biliyorum beni sen yıkarsın,
usulca.
...Ve bir ateş yaksan usulca.
Bir koca dünyayı yakacak gibi...
Seni seviyorum desen usulca,
başıma dünyayı yıkacak gibi...
bozkırda SİVAS
BOZKIRDA SİVAS
Bir sevda türküsüdür.bozkırda Sivas
Toprak bir başka kokar Sivas’a doğru…
Hepimiz kimleri bırakmadık ki;
Hasret bir başka yakar Sivas’a doğru…
Kızılırmağı bağladım ben bu gözlere,
Arada bir akar.Sivas’ doğru…
19 mart 86
Sivas gecesi
Bir sevda türküsüdür.bozkırda Sivas
Toprak bir başka kokar Sivas’a doğru…
Hepimiz kimleri bırakmadık ki;
Hasret bir başka yakar Sivas’a doğru…
Kızılırmağı bağladım ben bu gözlere,
Arada bir akar.Sivas’ doğru…
19 mart 86
Sivas gecesi
4 Ocak 2012 Çarşamba
şimdi ZARA da olmak vardı
ZARA…
Benim buğday yüzlü hayalim.
Deli Poyrazım, Çakırdikenim,
Kekiğim, Kevenim…
Toz bulutum, Kavurgam,
İlk göz ağrım.
Ben senin uzaktaki öksüz çoçuğun,
Ben seni bil cümle sevenim…
Karlı bir kış günü;
Şimdi Zara’da olmak vardı.
Ağılkapı’sında, Kızılırmak kıyısında;
Kar ne güzel yağar,
Bilmezsin…
Zemheri en çok Zara’ya yakışır.
Eğer ruhun Zaralıysa üşümezsin…
Bir bahar gecesinde,
Bir Nisan gecesinde,
Poşalar dan yukarı yürü.
Seni bütün bülbüller,
Öterek karşılar.
Bir gece İtöldüren şarabı alıp,
Bülbül dinlemeye gideceksin…
Zara’da yaşamadıysan,
Bu hüzünlü bülbül göçünü,
Nerden bileceksin…
Cümbüş en güzel Zara’da çalar.
Turnalar bilerek Zara’dan geçer.
İç geçirip,geçirip toprağı koklayınca,
İnan ki; ömrün uzar.
Hasret böyle bir şey,
Başka türlü anlatamazsın…
Boş koymazlar geç gelenleri;
Akşamları erkenden yatamazsın…
Bir Güvey hamamında,
Sabahın köründe;
Bir cümbüş hengamesi,
Bir KAREYSAR oyunu.
…göbek taşında,
Bir çilingir sofrası…
Karlı bir kış günü,
Bir Güvey hamamında,
Zara’da olmak vardı…
Şu gurbette ölenlere şaşarım.
Ne edip,ne edip,
Zara’da ölmek vardı…
Zara’yı özlemek, yar’i özlemek.
Zara ağır basar desem inan ki…
Şimdi Kösedağ’da bir öksüz pınar,
Ağlıyor, çağırıyor,
…biliyor sanki…
O eski konaklar, hepsi bir ibret.
Var olup, yok olan hayatlar varmış…
Yüreğimin bir köşesi yanıyor gördükçe.
Bence hepsinin adı Hüzün Konakları…
Hiç değilse bayramlarda gelseniz,
Gelseniz de görseniz beyler,
Ağlayan iç çeken,
Sizin konakları…
Sanki Hancı Yusuf çağırır seni;
“yeğenim atını buraya bağla…”
Sana serdengeçtileri anlatayım,
Bir çaputa sarıp,
Ziyarete astıkları umutlarını.
…bu günde içip, içip;
Bunlara ağla…
Her gece Zara’da ayrı bir mevsim,
Çakırkeyf, bozbulanık,
Hüzün de buna…
Keben’den Zara’ya bakıp ta ağla.
Zara’da kar, Zara’da kış,
Güzün de buna…
Bağ yok ki bozulsun, memleketimde.
Çatır ayazların yurdu gibidir…
Ne zaman başımı çevirsem O’na;
Ömrümün törpüsü, kurdu gibidir…
Beni eski mezarlıklara gömün.
Ölenlerin çoğu benim gibidir.
Kimin yanı, kimin üstü,
Yabancılık çekmem,
İnan fark etmez…
Zara sanki küser geç gelenlere,
Terk edenlere.
Bir garipler bir ölüler terk etmez
Benim buğday yüzlü hayalim.
Deli Poyrazım, Çakırdikenim,
Kekiğim, Kevenim…
Toz bulutum, Kavurgam,
İlk göz ağrım.
Ben senin uzaktaki öksüz çoçuğun,
Ben seni bil cümle sevenim…
Karlı bir kış günü;
Şimdi Zara’da olmak vardı.
Ağılkapı’sında, Kızılırmak kıyısında;
Kar ne güzel yağar,
Bilmezsin…
Zemheri en çok Zara’ya yakışır.
Eğer ruhun Zaralıysa üşümezsin…
Bir bahar gecesinde,
Bir Nisan gecesinde,
Poşalar dan yukarı yürü.
Seni bütün bülbüller,
Öterek karşılar.
Bir gece İtöldüren şarabı alıp,
Bülbül dinlemeye gideceksin…
Zara’da yaşamadıysan,
Bu hüzünlü bülbül göçünü,
Nerden bileceksin…
Cümbüş en güzel Zara’da çalar.
Turnalar bilerek Zara’dan geçer.
İç geçirip,geçirip toprağı koklayınca,
İnan ki; ömrün uzar.
Hasret böyle bir şey,
Başka türlü anlatamazsın…
Boş koymazlar geç gelenleri;
Akşamları erkenden yatamazsın…
Bir Güvey hamamında,
Sabahın köründe;
Bir cümbüş hengamesi,
Bir KAREYSAR oyunu.
…göbek taşında,
Bir çilingir sofrası…
Karlı bir kış günü,
Bir Güvey hamamında,
Zara’da olmak vardı…
Şu gurbette ölenlere şaşarım.
Ne edip,ne edip,
Zara’da ölmek vardı…
Zara’yı özlemek, yar’i özlemek.
Zara ağır basar desem inan ki…
Şimdi Kösedağ’da bir öksüz pınar,
Ağlıyor, çağırıyor,
…biliyor sanki…
O eski konaklar, hepsi bir ibret.
Var olup, yok olan hayatlar varmış…
Yüreğimin bir köşesi yanıyor gördükçe.
Bence hepsinin adı Hüzün Konakları…
Hiç değilse bayramlarda gelseniz,
Gelseniz de görseniz beyler,
Ağlayan iç çeken,
Sizin konakları…
Sanki Hancı Yusuf çağırır seni;
“yeğenim atını buraya bağla…”
Sana serdengeçtileri anlatayım,
Bir çaputa sarıp,
Ziyarete astıkları umutlarını.
…bu günde içip, içip;
Bunlara ağla…
Her gece Zara’da ayrı bir mevsim,
Çakırkeyf, bozbulanık,
Hüzün de buna…
Keben’den Zara’ya bakıp ta ağla.
Zara’da kar, Zara’da kış,
Güzün de buna…
Bağ yok ki bozulsun, memleketimde.
Çatır ayazların yurdu gibidir…
Ne zaman başımı çevirsem O’na;
Ömrümün törpüsü, kurdu gibidir…
Beni eski mezarlıklara gömün.
Ölenlerin çoğu benim gibidir.
Kimin yanı, kimin üstü,
Yabancılık çekmem,
İnan fark etmez…
Zara sanki küser geç gelenlere,
Terk edenlere.
Bir garipler bir ölüler terk etmez
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
